Aslında gideli 2 haftayı bulmasına rağmen tembellikten mi üşengeçlikten mi desem, yazamadım bir türlü. Fukuoka’daki Kyushu Electric Company’de bir deneye katılma fırsatı bulduk. Peki bu laboratuvara tıkılıp kalacağımız anlamına mı geliyordu? Tabi ki de hayır.
Baştan belirteyim, uzun bir yazı olacak. Sonra darılmaca gücenmece yok.
Kumamoto’dan sabahın köründe atladık otobüse. Uyanmak oldukça meseleydi benim için. Fukuoka buradan yaklaşık olarak 2 saat uzaklıkta. Yolculuk sırasında biraz kestirerek olayı toparladım neyse ki.
İlk izlenimimi belirtmem gerekirse Fukuoka, İzmir’i hatırlattı bana. Ya gerçekten benziyor ya da artık eve dönmek istiyorum
İlk gün doğruca Kyushu Electic Company’ye gidip laboratuvara girdik. İki grup deney yapmak üzere şirkete başvurmuştu. Ben ise gözlemci (fasülyeden) kategorisinde orada bulunuyordum. Şirketin kendi araştırma-geliştirme bölümüne ait olan laboratuvar, boş olduğu zamanlarda önceden randevu alınarak üniversiteler tarafından kullanılabiliyor.
Gözlemini yapacağımız deney Yiga Allan’ın PI kontrolör kullanarak tasarladığı stabilizerin analog simülasyonuydu. Resimde görüleceği üzere deney düzeneği kurulduğunda karmaşık bir sistem ortaya çıkıyor.
Analog-Digital dönüşüm işlemini yapan bir DsPic modülü ile bilgisayar-sistem arasındaki veri alış-verişi sağlanıyor. Bağlantısı da şu şekilde;
Laboratuvarda bize ilginç gelen olay ise terlik giymemizdi. Bana biraz komik gelen olayın belgesi de şu şekilde;
Ama bunlar çalışmamı engelledi mi? Tabi ki hayır. Ne kadar ciddiyetle çalıştığım şu resimden görülebilir
İnanmayan varsa beri gelsin.
Laboratuvardan çıkınca güzel bir yemeği haketmiştik. Ya da ben öyle sanıyordum. İsimlerini bilmeden ısmarlanan yemeklerde hayır yokmuş
Tadı tuzu olmasa da karnımızı doyurduk ya, ona bakalım biz. Yemeği getiren bayanın; tepsiyi, pilav sola gelecek şekilde koymam gerektiği konusundaki tatlı-sert uyarısı da yemekle ilgili hoş bir anı olarak kaldı bende. Nedenini sormadım. Sanırım öğrenmek de istemiyorum.
Yemekten sonra dışarıda birkaç kare fotoğraf aldım. Sokaklar ilginç.
Bunlar da nehir kenarındaki seyyar yemekçiler. Yatai deniyor. Her türlü yiyecek bulmak mümkün. Bizim minibüs köfteciler gibi, ufak bir ocakbaşı havasında.
Ardından da “Canal City” adındaki dev alışveriş merkezini dolaştık. Fakat karanlık yüzünden pek iyi fotoğraflar alamadım.
Günün yorgunluğunun üstüne bir de Round1 ismindeki büyük eğlence merkezine gittik. Yogunluğa yorgunluk eklendi tabi ki. İlk defa elime aldığım baseball sopasıyla da fena iş çıkarmadım gibi. Bayağı bir terletti beni
Bu yorgunluğun üzerinde ancak gidip uyumak kaldı. Otele gittikten sonrasını pek hatırlayamıyorum. Sabahki telefonla gözlerimi açtım.
İkinci gün, Fukuoka’yı gezelim-tanıyalım turu yapmak üzere yollara düştük. Gidilecek yerlerin ve hatta fazlasının adreslerini, nasıl gidilebileceğini, koordinatlarını ve haritalarını önceden hazırlamıştım. O yüzden kaybolma olasılığımız düşüktü.
Gidilecek ilk nokta “Ohori Koen” olarak belirlenmişti fakat ilk pürüz de burada çıktı. Fukuoka merkez tren istasyonundan trenle gidilebildiğini bildiğimiz Ohori Koen’in ismini tabelalarda göremiyorduk. Bir elimizdeki haritadan Ohori Koen’in Kanji yazılışına bir tabelalara bakıyorduk. Etraftaki herkes işe yetişme telaşıyla koşuşturuyordu. Kalabalık arasından bir bayan bizim umutsuz halimizi görmüş olacak ki, nereye gitmek istediğimizi sordu. Sanırım sormasaydı yarım saat kadar daha o tabelalara bakacaktık. Ohori Koen’e trenle değil metroyla gidebileceğimizi, bunun için de aşağıya inmemiz gerektiğini söyleyen bayan, yaşından beklenmeyecek bir hızla ortadan kayboldu.
Artık önümüzde bir engel kalmamıştı. Metroya atladığımız gibi Ohori Koen’deydik. Ortasında göl olan büyükçe bir park. Göl içinde de kıyılara iki ufak köprü ile bağlanan ufak bir adacık bulunuyor.
Sabahın bu erken saati olmasına karşın parkta bir hareketlilik vardı. İnsanlar aceleyle göl etrafındaki boş alanlara, oturabilecekleri örtüler sermekle meşgullerdi. Heralde piknik yapmak için hazırlanıyorlar şeklindeki düşüncemiz zamanla değişti. Çünkü bitişik düzen, aralıksız, boşluksuz piknik olmazdı. Merakımızı gideremedik. Bu konuya birazdan değineceğim.
Parkın yanındaki “Japanese Garden” gidilecek ikinci noktaydı. Sanırım o günkü ilk ziyaretçiler bizdik. Buranın da diğer Japon bahçelerinden pek farkı yok. Bir göl, içindeki yüzen dev balıklar ve ördekler ve alabildiğine yeşillik.
Sonraki durağımıza geçmeden önce Ohori Koen’in çıkışındaki Mister Donut’da sabah kahvaltısı niyetine donut yedik. Artık enerjimiz yerindeydi ve ikinci durağımız olan “Hawks Town”a doğru yola çıktık. Yürüyerek 15 dakika kadar zaman alıyor. İçerisinde alışveriş-merkezi, hediyelik eşya dükkanları, süpermarketler, oyun salonları gibi birçok mekan bulunduran ve dev baseball sahasıyla bütünleşik bir yapı Hawks Town. Birkaç parça hediyelik eşya alıp epeyce bir zamanı da gezerek harcadıktan sonra Hawks Town’dan çıktık. Bu da baseball sahasının dıştan görünüşü ve karşısındaki Hard Rock Cafe. Yahoo’nun Japonya’daki hakimiyeti buraya da yansımış ve koca yapıya adını vermiş.
Sonraki durak Fukuoka City Museum. Fakat müze içerisinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için malesef buraya yansıtamıyorum. Müzeden çıkışımızla öğle yemeği zamanı denk düşüyordu fakat etrafta yemek yenebilecek bir yer de gözükmüyordu. Sonraki durağımız olan Fukuoka Tower’da yiyecek birşeyler olması umuduyla yönümüzü oraya çevirdik.
Fukuoka Tower’ı bulmak hiç de zor olmadı. Nerden bakılsa görülebilecek bir bina. Aynen şöyle;
Kuleye gittiğimizde beklentimden farklı bir şeyle karşılatım aslında. Kuleyi; içinde alışveriş merkezi, hediyelik eşya dükkanları barındıran bir yer olarak düşünmüştüm. Fakat kule adına yaraşır bir biçimde sadece kuleydi. Çelik kontrüksiyondan yapılmış ve yalnızca asansörle çıkılabilen bir kule. Giriş ücreti de yanlış hatırlamıyorsam ¥800. Asansörde bir yükseklik göstergesi bulunuyor ve çıktıkça bulunulan yüksekliği gösteriyor. En son çıktığımız noktada 123m olarak göteriyordu. Bu da kanıtı; (Atmıyorum heralde kafamdan
)
Kulenin en üstünden, 360° görüş imkanına sahip olabiliyorsunuz. Bir yanı şehir bir yanı deniz. Muhteşem bir manzara. Hava biraz sisli de olsa güzel fotoğraflar alabildim sanırım.
İlk resimde; plaj ve yanındaki iskele görülebilir. Birazdan bineceğimiz feribot buradan görülebiliyor. İkinci resimdeki büyük bina Hawks Hotel, ve arkasında da Yahoo Dome görülebilir.
Artık açlığımız tavan yapmış olduğundan yemek yeme ihtiyacı içinde kıvranırken, Tower’ın bulunduğumuz en üst katından bir kat aşağıda bir restoran olduğunu keşfetmemiz guruldayan midelerimize ilaç gibi geldi.
Yemeğin ardından soluğu iskelede aldık. Bilete ¥600 ödemek artık beni şaşırtmıyordu. Gerçekten çok pahalı. Bisikletin neden bu kadar önemli olduğunu daha da iyi anlıyorum. Feribotla ayrılırken aldığım bir kare;
Sonraki durağımız “Marine World”. Dev sualtı akvaryumu, deniz canlıları ve yunus şovları. Bunlar internetten edindiğim bilgilerdi. Bakalım yine beklentilerimi yüksek mi tutmuştum yoksa şaşıracak mıydım?
Şaşıracak mışım
Dev sualtı akvaryumundaki köpekbalıkları, vatozlar ve adını bilmediğim devasa deniz canlıları beni gerçekten şaşırttı. Hele ki bunların içinde en çok ilgimi çeken dev yengeçlerdi.
Resimdekinin gerçek olup olmadığı konusunda iddiaya girmek isteyen varsa kapım açık. Buyursun gelsin
Çektiğim videoları da koymak isterdim ama Youtube bir türlü kabul etmedi boyutları büyük olduğu için. Bunun yolunu bilen varsa bana da anlatsın. 3-5 dk’lık video ama boyutu büyük olduğu için kabul etmedi. Birkaç saatlik videoları nasıl yükleyebiliyorlar anlamış değilim. Buna bir açıklama bekliyorum yetkililerden.
Marine World çıkışı, son feribotla şehir limanına geldik. Buradan da otobüsle merkez tren istasyonuna. Burada laboratuvardan dönenlerle beraber bir festivale gidecektik. Havai Fişek gösterisi olacağını söylediler.
Yeniden metroya atladık. Gittiğimiz yön tanıdık gelmeye başlayınca sorma ihtiyacı hissettim. Yoksa Ohori Koen’e mi gidiyoruz? Allan şaşırmıştı “Sen nereden biliyorsun?” diye. Ben de herşeyin hazır olup olmadığını denetlemek için sabah orada olduğumu, merak edilecek bir şey olmadığını, herşeyin hazır olduğunu söyledim. Konuştum, biz gelmeden başlamayacaklar
Sabahki koşuşturmacanın nedenini de böylelikle anlamış oldum. Kafamda soru işareti kalmamalıydı. Herkesin yer kapma çabasını da Ohori Koen’e tekrar gittiğimiz an anladım. Adım atacak yer yoktu. Sabahın köründen yer kapmış olanlar yerlerine kurulmuş, yiyecek içeceklerini almış keyif yaparken, bizim gibi son anda gelenler de fellik fellik yer arıyordu. Kusursuz olmasa da fena sayılamayacak bir yer bulup kurulduk. Aslında oturduğumuz yer sokağın ortası sayılırdı. Kalabalıktan sokak falan kalmamıştı tabi ki. Düşündüm de bizde olsa o sokağa oturabileceğimizi hiç sanmıyorum. Yanımda sigara içen adamın külünü dökmek için kapaklı bir küllük taşıyor olması nedenini açıklar sanırım. Diğer meseleye hiç girmiyorum bile.
Parka girişimizde çektiğim bir fotoğraf ve ardından etkinliğe dakikalar kala çektiğim bir başkası;
Konumum nedeniyle çok iyi fotoğraflar alamamış olsam da, yakalayabildiğim birkaç kare şöyle;
Bu tür gösterilerin Japonca’daki adı Hanabi. Kumamoto’ya döndükten sonra burada da bir tane yapıldı onu da izledim. Fakat Fukuoka’daki daha uzun sürmüştü. 1 buçuk saat boyunca aralıksız havai fişek attılar. Bizim sonradan görmeler görse iç geçirirlerdi heralde. “Bizim oğlanın sünnetinden bu kadar atamadık biz” diye. Ohori Koen’in haritadan görülebilecek olan gölün ortasında kalan kısmı tamamen havai fişek doluymuş meğersem. Polis tevekkeli demiyormuş yasak diye. (bkz : yassah hemşerim)
Videoları upload edememe sorunum burası için de geçerli. Tüm videolarım 100mb ile 200mb arasında boyutlara sahip. Reencode etsem de fazla küçültemiyorum. Açıkçası küçültmek de istemiyorum. Boşuna mı yüksek çözünürlükte çektim ben onları
O yüzden videolardan birinden kırptığım ufak bir parçayı koyabiliyorum ancak.
Hanabi dönüşü yine metroyla merkeze geldikten sonra McDonalds’da yediğimiz yemeğin ardından son anda zor yetiştiğimiz otobüsle Kumamoto’ya geri döndük. Okuldaki bisikletlere ulaşmak için bindiğimiz taksinin şöförünün verdiği şekerlemeler de günün son hoş hatırasını oluşturuyordu.
Atladığım ayrıntılar elbet kalmıştır. Onlar da bana kalsın
































1. Uzun ama güzel bir yazı olmuş.
, zaten seni videoya alan da benimle aynı şeyi düşünmüş, hehe.
(Yengeç sevenler bir daha düşünürler artık)
2. Bilgisayarı kurcalarken yanındaki şişedeki mavi şey ne
3. Beyzbolu iyi oynarmışsın sen
4. Kulenin manzarası bir harika.
5. Yengeç! Tabi, camın arkasından sırıtmışsın öyle, girseydin ya içeri
6. Bu Japonlarda ya iyi para var ya da havai fişekleri bedavaya üretiyorlar, dile kolay 1,5 saat.
私はよい野球を非常にすること好む。 私が熊本のhanabiを余りに見たら
Heartsmagic:
2. sorunun cevabı : Bilmiyorum
ibrahimsefik:
野球を好むことをイブラヒムサンは私に告げなかった。私達は一緒に遊んでもいい
merhaba!güney kore de geoje city de bir türk firmasında supervisor olarak çalışmaktayım.agustos 5 inde alien registeration almak üzere japonya fukuoka ya gideceğim.Gitmişken orda 4 gece kalmayı planlıorum.deneyimlerizden faydalanmak istedim:)fukuoka da 4 gece nasıl geçiririm.Fiyatlar konusunda ve gezilebilicek yerler ve gece hayatı konusunda bilgi verirseniz çok sevinirim.saygılarımla…